Facebook Twitter Gplus RSS

Lydia’nın Kuzeyindeki En Son Kent Thyateira Hakkında Tarihsel Bilgiler

Thyateira antik kenti hakkında bilgi veren en eski yazılı veriler M.Ö. 3. yy.’a aittir. Muhtemelen Hastane Höyüğü’nde konumlanan bu ilk yerleşimin Makedonyalılara ait bir koloni kenti olduğu saptanmıştır. M.Ö. 281 yılına tarihlenen bir yazıtta, “Thyateira’daki subay ve askerler I. Seleukos’a (Nikator) adak sundular” ifadesi, kentteki Makedon askeri kolonisine dair en önemli kanıttır.

Thyateira antik kenti, çeşitli metinlerde Pelopia, Semiramis ve Euhippa adlarıyla da anılmıştır. Hatta Akhisar yakınlarında bulunduğu belirtilen bir yazıtta Thyateira, Semiramis ve Pelopia isimleri birlikte kullanılmıştır.

Kent hakkında bilgi veren Stephanos Byzantios ise, “Bir Lydia şehri olan Thyateira’nın önceleri Pelopia ve Semiramis adlarıyla anıldığını, Thygater kelimesinin kız evlat anlamına geldiğini, Suriye Kralı III. Seleukos’un bir savaş sırasında kızı olduğunu duyması üzerine kente bu adı verdiğini” belirtmektedir.

Ancak Thyateira ismindeki “teira” kelimesinin Lydia dilinde “kale” ya da “kasaba” anlamına geldiğini savunan bazı araştırmacılar Thyateira’da Lydia döneminden itibaren bir yerleşim bulunduğunu önermektedirler. Böylece kentin tarihi daha erkene, Lydia krallığı dönemine çekilebilir.

Kent, Plinius’da “Thyatireni” şeklinde geçmektedir. Strabon’da ise; “Thyateira Sardeis yolu üzerinde sol tarafta Makedonia’lılara ait bir katoikia, Mysialıların en uzak kenti” ifadeleri vardır.

Kent ve çevresi, M.Ö. 190 yılından sonra Pergamon krallığının hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde kendi adına para basma yetkisine sahip olmuştur. Kentin şimdiye kadar bilinen en erken sikkesi de M.Ö. 2 yüzyıla aittir.

M.Ö. 156 yılında Pergamon krallığı ile Bithynia krallığı arasında çıkan savaş döneminde Bithynia kralı II. Prusias’ın Pergamon’dan sonra tahrip ettiği yerleşimler arasında Thyateira da vardır.

Son Pergamon kralı III. Attalos’un (Philometor) M.Ö. 133’de ölümünün ardından krallığı, vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu’na kalmıştır. Böylece, Anadolu’nun büyük bölümünde olduğu gibi Thyateira ve çevresi de Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır. Ancak, II. Eumenes’in oğlu olduğunu söyleyen Aristonikos bu kararı tanımayıp isyan edince Batı Anadolu’nun özellikle kuzey kesimlerinde sıkıntılı günler başladı. Daha çok kuzey Lydia ve güney Mysia civarında geçen olaylardan doğal olarak Thyateira da etkilenir ve kent bir süreliğine ele geçirildi. Ancak gerçek anlamda askeri düzenden yoksun olan, daha çok kölelerden ve yoksul halktan oluşan, varlıklı kentlilere, asillere ve geniş toprak sahiplerine düşman Aristonikos kuvvetleri Stratonikeia’da yakalanır ve ayaklanma bastırılmış olur.

M.Ö. 88 yılında Pontus Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında yaşanan savaş ve kargaşa döneminde Thyateira, Sulla’dan kaçan Roma generali Flavius Fimbra’nın karargah kurduğu kent olması açısından önemlidir. Bu karargah kuşatılmış, etrafına hendek kazılarak Fimbra’nın teslim olması istenmiştir (M.Ö. 85 civarı). Nihayet teslim olan Fimbria yapılan anlaşma sonucunda serbest bırakılsa da bunalıma girip Pergamon’da intihar etmiştir. M.Ö. 84’de Anadolu’dan ayrılan Sulla, Asya eyaletine vali olarak Murena’yı atadı. Vergi toplama ve para basma görevi ise yardımcısı Lucullus’a verildi. Bu süreçte diğer bazı kentlerdeki gibi Thyateira’da da kent koruyucusu ve hayırsever sıfatlarıyla adına heykeller dikildi.

M.Ö.46-44 yıllarında Roma eyaletine vali olarak Publius Servilius Isauricus atandı. Bu dönemde Thyateira, Smyrna merkezli bir birliğin üyesiydi.

Roma döneminde M.Ö 25/24, M.S 17 ve M.S. 178/179’da kent ve yakınlarında meydana gelen şiddetli depremler sonucunda Thyateira büyük zarara uğramış, İmparator Tiberius (yaşamı M.Ö. 42-M.S. 37, hükümranlık yılı M.S.14-37), Hadrianus (yaşamı M.S. 76-138, hükümranlık yılı M.S.117-138) ve Caracalla’nın (yaşamı 186-217, hükümranlık yılı M.S.211-217) yardımlarıyla yeniden imar edilmiştir. Kentte görülen pek çok inşaat ya da onarım bu sürece aittir. Bu depremler arasında M.S. 17 depremi çok önemlidir. Tiberius, bu depremde meydana gelen yıkımın izlerini hafifletebilmek için kenti uzun bir süre vergiden muaf tutmuştur. Traianus zamanında (yaşamı M.S. 53-117, hükümranlık yılı M.S. 98-117) imparator adına kentte büyük bir yapı inşa edildiği bilinmektedir. İmparator Septimius Severus’un (yaşamı M.S. 146-211, hükümranlık yılı M.S. 193-211)   ikinci karısı Lulia Domna için Thyateira’da bir heykel dikildi. Hadrianus, M.S.123’de, Caracalla ise M.S. 215 (214?) yılında kenti ziyaret etmişlerdir. Hadrianus’un kenti ziyareti ile verdiği armağanların bir listesi taş üzerine kaydedilerek imparator adına bir halk binası inşa edildi, onuruna bir festival tertip edilmesi dikkat çekicidir.

Caracalla zamanında ayrıca, Attaleia, Apollonis, Hermokapeleia ve Hierokome gibi kuzey Lydia kasabalarının dahil olduğu bir “conventus”un merkezi haline getirilmiştir. Böylece Caracalla, Thyateira kentinde “kurucu” olarak onurlandırıldı. İmparator Elagabalus döneminde (yaşamı M.S. 203-222, hükümranlık yılı M.S. 218-222) Thyateira kentinde kutsal yarışmalar düzenlenmesine izin verildiği bilinmektedir. Roma döneminde Thyateira’nın nüfusunun tıpkı Sardeis gibi 25000 kişi olduğu sanılmaktadır.

M.S. IV. yüzyılda (M.S. 366?) Roma tahtı için ayaklanan Procopius ile Roma İmparatoru İmparatoru I. Valentinianus’un kardeşi (sonra imparator) Valens’e bağlı birlikler arasında meydana gelen ve Procopius’un idamıyla sonuçlanan savaşın Thyateira yakınlarında olduğuna dair öneriler vardır. Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yılında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasıyla Thyateira Bizans İmparatorluğu’nun topraklarına katıldı.

Kentteki diğer yapılar hakkında çok fazla bilgi olmamakla birlikte kent merkezinde ya da daha büyük olasılıkla yakınlarında Apollon Tyrimnaios (Tyrimnaeus, Tyrimnos), Apollon Pythios, Apollon Soter ile Artemis Boreitene kültüne ait (kutsal alanlar?, Seyit Ahmet Mezarlığı çevresi, Medar çevresi, Dağdeviren Höyüğü ile Kennez Höyükleri civarı ?) vardı. (Apollon’un Pythios sıfatı, Kıta Yunanistan kökenlidir. Apollon’un doğduktan sonraki ilk eylemi; toprak ana Gaia’nın oğlu olan ve Delphi’deki kehanet merkezini yöneten Python yılanını öldürerek kehanet ocağını ele geçirmektir. Bu özelliği ve Delphi kuruluş mitosunun önemi ile ona Python öldüren anlamıyla yakıştırılan Pythios sıfatı, Delphi ile özdeşleştirilmiş ve zamanla kehanet saçan anlamına dönüşmüştür. Apollon’un Soter sıfatı, kötülüklerden kurtarıcı ve koruyucu anlamlarını içermektedir. Bu kültür, Lydia’da Thyateira dışında Troketta’da da karşımıza çıkmaktadır).

Henüz yerleri bilinmeyen bu kültlerden kent sikkelerinde ve yazıtlarda da söz edilmektedir. Özellikle Apollon Tyrimnaios (Tyrimnos) kent için çok önemli olup kentin baş tanrısı idi. Bu tanrı onuruna içeriğinde atletik müsabakalar ve müziğin yer aldığı festivaller düzenlenmekteydi.

Bazen tek, bazen de Kybele, Leto veya Artemis ile birlikte betimlenen Apollon tüm örneklerde ayakta, çıplak, sağ elinde defne dalı ve sol omzunda çift ağızlı bir balta ile görülmektedir.

Kuzey Ege’nin en önemli ekonomik merkezlerinden biri olan Thyateira, Erken Hristiyanlık döneminde kendisi gibi ana yolların üzerinde bulunan diğer altı kentle birlikte Batı Anadolu’daki ilk yedi Hristiyan topluluğundan/cemaatinden birisine sahiptir.

Thyateira’yı tamamı Batı Anadolu’daki diğer altı yerleşimle (Ephesos, Smyrna, Pergamon, Sardeis, Philadelphia, Laodikeia’da) birlikte çağdaşlarından ayıran ve ön plana çıkaran husus, İncil’de sözü edilen ilk 7 kiliseden biri olmasıdır. Sözü edilen yedi kilisenin yer aldığı kentlerin tamamı, döneminin birer ticaret merkezi olup önemli yol güzergahları üzerinde bulunan başlıca yerleşimlerdi. Hatta neredeyse Thyateira bu yol güzergahlarının çakıştığı bir noktada yer almaktaydı. Thyateira, Hristiyanlığı kabul eden ilk yedi topluluktan birisini barındırdığı için çeşitli araştırmalarda bu kentte erken dönemlere ait (M.S. I.-II. yy.) bir kilise yapısının varlığı üzerine değişik yorumlar yapılmıştır. Ancak İncil’de sözü edilen bu yedi kilise, birer kilise yapısı-binası olarak düşünülmemelidir. Burada anlatılmak istenen, Hristiyanlığı kabul eden ilk 7 cemaatin bulunduğu, döneminin güçlü ekonomisine sahip, önemli yol güzergahlarında yer alan, kalabalık nüfusa sahip yerleşimlerdir. Bunun ötesinde şüphesiz bu 7 kentte, ilk Hristiyanlık dönemlerinde de ritüeller için ayrılan kamusal birer yapı da olabilir. Ancak bu yapının, M.S. 379’da tahta çıkan ve M.S. 391 yılında Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun resmi dini yapan I. Theodosius (M.S. 347-395) zamanında ya da en azından Büyük Konstantin’in (I.Konstantinus) tüm inançlara ve dolayısıyla Hristiyanlığa karşı hoşgörüyü sağlayan M.S. 313’deki Milano fermanı sonrası yapılabileceği pek çok sebepten dolayı unutulmamalıdır. Bu sürecin Thyateira’da nasıl işlediği konusunda net bilgimiz olmasa da genel olarak M.S. IV. yy. başlarında Roma topraklarında Hristiyanlar ile eski pagan inançlarını devam ettirenler arasında çok kanlı mücadelelerin yaşandığı gerçeği bu kent için de farklı bir bakış açısı getirmemizi ortadan kaldırmaktadır.

Akhisar’da böylesine bir yapı için en çok üzerinde durulan, Anadolu’da eşine çok rastlanan dinsel mekanlarda devamlılığa bir örnek oluşturacak şekilde Ulu Camii ve çevresidir (St.Basil Kilisesi?). Ancak burada, caminin doğu duvarı dışında önceki kilise apsisine ait olduğu düşünülen kalıntıların, İncil’de söz edilen ilk 7 kilise dönemi kadar eskiye inmesi bilimsel olarak mümkün değildir. Bu cami ve çevresindeki sahada daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç vardır. Böylece var olduğu iddia edilen kilise kalıntılarının ait oldukları dönem hakkında daha tutarlı bilgiler edinilebilir.

Thyateira için en önemli sorun Orta Bizans Dönemi’ndeki durumudur. Kentteki yüzey kalıntılarında, eski kazılarda ve bizim ilk sezon kazılarımızda bu döneme tarihlenebilecek bir buluntuya rastlanmamıştır. Özellikle M.S. 7. ve 8. yüzyıllardaki Arap-İslam tehditleri dolayısıyla Batı Anadolu’daki pek çok kentte olduğu gibi yerleşimin ancak çekirdek bir kısmının höyükteki sur içerisinde kaldığı, halkın büyük bölümünün ise ovadan daha yüksek kesimlere doğru çekildiği düşünülebilir. Akhisar’ın güneyindeki Kara Höyük Dağı ve dağın eteklerindeki mezarlık sahaları bu açıdan önemlidir.

Kent, büyük olasılıkla ilkin M.S. 12. yüzyılda kısa süreli de olsa Türklerin eline geçmiştir. Bu ve sonraki yüzyıl içinde Bizanslılarla Türkler arasında el değiştiren kent, olasılıkla 1190’da Alman İmparatoru F.Barbarossa komutasındaki Haçlı ordusunun geçişine sahne olmuştur. Akhisar’da kalıcı Türk hakimiyetinin M.S. 14. yüzyılda oluştuğu söylenebilir.

Thyateira, modern yerleşim merkezlerinin altında kalan diğer antik kentlerle benzer bir kaderi paylaşmıştır. Akhisar’da arkeolojik kalıntılar neredeyse tamamen modern yerleşimin altında kalmıştır. Antik kentin kurulduğu alan, bugünkü modern Akhisar ilçe merkezinin merkezidir. Bu durum coğrafi avantajların getirdiği doğal bir sonuçtur. Bu alanlar ve çevresinde gerçekleştirilen herhangi bir temel kazısı sırasında arkeolojik kalıntılara rastlanmaktadır. Ancak kısa süre öncesine kadar, inşaat çalışmaları sırasında açığa çıkartılan kalıntıların ciddi bir kısmı korunmamış, üzerlerine modern binalar yapılmıştır.

Bir Cevap

  1. selamlar bu şekilde bir internet sitesi hazırladığınız
    için çok teşekkür ederim dogma büyüme bir akhisarli
    olarak şehrimiz hakkındaki bilgileri edinmek harika
    birşey.

Bir Cevap Yazın

 
Home Kazi Detaylari Lydia’nın Kuzeyindeki En Son Kent Thyateira Hakkında Tarihsel Bilgiler